Boşanma dilekçesi, evlilik birliğinin sonlandırılması amacıyla görevli ve yetkili mahkemeye sunulan, davanın temelini, iddiaların sınırlarını ve hukuki taleplerin çerçevesini çizen en kritik usul evrakıdır. Birçok kişi tarafından yalnızca resmi bir başvuru formu olarak algılansa da, boşanma dilekçesi aslında tüm yargılama sürecinin omurgasını oluşturan kapsamlı bir hukuki strateji belgesidir. Dilekçede yer alan her bir kelime, her bir virgül, davanın sonucunu, maddi ve manevi tazminat oranlarını, nafaka miktarlarını ve müşterek çocukların velayetini doğrudan etkileme gücüne sahiptir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ve Türk Medeni Kanunu (TMK) sistematiğinde, davanın başında ileri sürülmeyen hiçbir iddia sonradan kural olarak dikkate alınmaz. Bu nedenle, boşanma dilekçesinin hazırlanması süreci, salt olayların alt alta yazıldığı bir anlatı değil; olayların hukuki bir filtre ve profesyonel bir süzgeçten geçirilerek, ispatlanabilir vakıalar halinde mahkemeye sunulduğu titiz bir mühendislik çalışmasıdır.
Türk hukuk sisteminde boşanma sebepleri Türk Medeni Kanunu'nun 161 ile 166. maddeleri arasında sınırlı sayıda (numerus clausus) sayılmıştır. Bunlar; zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk, akıl hastalığı gibi "özel boşanma sebepleri" ile evlilik birliğinin temelinden sarsılması (şiddetli geçimsizlik) gibi "genel boşanma sebepleri" olarak iki ana kategoriye ayrılır. Boşanma dilekçesinin hukuki niteliği, davacının hangi kanun maddesine dayanarak talepte bulunduğunu net bir şekilde ortaya koymasıdır.
Bir dilekçede hem özel hem de genel boşanma sebeplerine aynı anda dayanılıp dayanılamayacağı (terditli dava), Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun dava çeşitlerini düzenleyen maddeleri uyarınca belirlenir. Yargılama makamı, dilekçede çizilen hukuki çerçevenin dışına çıkarak (taleple bağlılık ilkesi) karar veremez. Dolayısıyla, hukuki nitelemenin hakim tarafından yapılacağı kuralı geçerli olsa da, olayların hangi kanun maddesini işaret edecek şekilde kurgulandığı, dilekçeyi hazırlayan avukatın teknik uzmanlığına bağlıdır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 119, bir dava dilekçesinde bulunması gereken zorunlu unsurları kesin ve net bir biçimde listelemiştir. Bu unsurlardan herhangi birinin eksikliği, dilekçenin reddine veya yargılamanın usulden kaybedilmesine yol açabilir. Bir boşanma dilekçesinde mutlak surette şu unsurlar yer almalıdır:
Anlaşmalı boşanma, evlilik süresi en az bir yıl sürmüş olan eşlerin, boşanmanın tüm hukuki ve mali sonuçları ile müşterek çocukların durumu hakkında mutabakata vararak mahkemeye başvurduğu, TMK 166/3 maddesinde düzenlenen oldukça hızlı ve pratik bir yöntemdir. Ancak bu yöntemin hızı, dilekçe ve protokolün basit olduğu yanılgısını doğurmamalıdır. Anlaşmalı boşanma dilekçesi, mahkemeye tarafların iradelerini bildiren bir üst yazı niteliğindeyken; asıl kritik belge "Anlaşmalı Boşanma Protokolü"dür.
Bu protokolde, maddi ve manevi tazminat, yoksulluk nafakası, iştirak nafakası, velayet, kişisel ilişki tesisi ve ev eşyalarının paylaşımı gibi konuların hiçbir yoruma mahal bırakmayacak şekilde, şüpheye yer vermeyecek netlikte düzenlenmesi şarttır. "Maddi ve manevi tazminat talebimiz yoktur, ileriye dönük olarak da birbirimizden talep etmeyeceğiz" şeklindeki feragat beyanlarının hukuki sonuçları kesindir ve sonradan geri alınamaz. Bu sebeple 2026 yılı güncel hukuk uygulamalarında, ileride doğabilecek enflasyonist farkların nafaka artırım davalarına konu olmaması için protokollerin TEFE/TÜFE oranlarına göre detaylı şekilde formüle edilmesi büyük önem taşır.
Çekişmeli boşanma dilekçesi hazırlanırken yapılan en büyük stratejik hata, evlilik geçmişindeki tüm kavgaların, gereksiz teferruatların ve ispatlanması mümkün olmayan duygusal sitemlerin sayfalarca anlatılmasıdır. Hukuk, duygularla değil ispatlanabilir somut vakıalarla ilgilenir. Bu nedenle olayların sunumu, kronolojik bir sıraya ve mantıksal bir bütünlüğe sahip olmalıdır. Hakime okunması ve anlaşılması kolay, tasnif edilmiş olay dizileri sunulmalıdır.
Örnek Sunum: "Davalı eş, 15 Mayıs 2025 tarihinde ortak konutta müvekkile fiziksel şiddet uygulamış, bu durum hastane darp raporu ve kolluk tutanakları ile sabit olmuştur."
Evliliğin ilk aylarından başlanarak yaşanan kusurlu eylemler, tarih, yer ve şahit olunabilirlik durumu gözetilerek paragraflara bölünerek anlatılmalıdır. Olayların hukuki nitelemesi profesyonel bir dille yapılmalı, hakaret içeren ifadelerden kesinlikle kaçınılmalı ve dilekçe yalnızca hukuki bir talep metni vakarında tutulmalıdır. Olaylar ne kadar ağır olursa olsun, üslubun ciddiyeti mahkemenin davacı tarafa duyduğu güveni ve inandırıcılığı doğrudan pekiştirir.
Usul hukukumuzun en katı ve affetmez kurallarından biri "İddia ve Savunmanın Genişletilmesi veya Değiştirilmesi Yasağı"dır. HMK Madde 141'e göre taraflar, dilekçeler teatisi (Dava dilekçesi, Cevap dilekçesi, Cevaba cevap dilekçesi ve İkinci cevap dilekçesi) aşaması tamamlandıktan sonra, karşı tarafın açık muvafakati (kabulü) olmadan iddialarını veya savunmalarını değiştiremez ve yeni bir iddia ekleyemezler.
Uygulamada sıkça karşılaştığımız hatalar incelendiğinde; davacıların dilekçeyi kendilerinin hazırladığı durumlarda eşinin kumar bağımlılığı, aldatma veya şiddet gibi çok ağır kusurlarını dava dilekçesinde yazmayı unuttuğu görülmektedir. Ön inceleme duruşmasına gelindiğinde bu kusurlar mahkemeye sözlü olarak sunulmak istendiğinde, karşı taraf avukatının "iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında muvafakatimiz yoktur" şeklindeki tek bir cümlesiyle, o ağır kusur yargılamanın dışına itilmekte ve karara esas alınamamaktadır. Bu yüzden dilekçeler teatisi aşaması, hiçbir eksik bırakılmadan, olası tüm senaryolar düşünveler düşünülerek tamamlanması gereken, davanın kaderini tayin eden en kritik aşamadır.
Boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir (TMK Madde 174/1). Aynı şekilde, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf da manevi tazminat talep edebilir (TMK Madde 174/2).
Boşanma dilekçesinde tazminat talepleri kurgulanırken "fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla" gibi belirsiz ifadelerden ziyade, net rakamlar telaffuz edilmelidir; zira boşanmanın ferisi (eklentisi) niteliğindeki bu tazminatlar için sonradan ıslah (talep artırımı) yapılması kural olarak mümkün değildir (nispi harç yatırılmadığı için). Tazminat miktarı belirlenirken davalının sosyal ve ekonomik durumu, kusur oranı, paranın alım gücü ve hakkaniyet ilkesi gözetilmelidir. Gerçekdışı ve astronomik rakamlar talep etmek, davanın kısmen reddedilmesine ve karşı tarafa yüksek vekalet ücreti ödenmesine yol açabileceği gibi, inandırıcılığı da zedeleyebilir.
Nafaka talepleri, boşanma dilekçesinin "Netice-i Talep" kısmının en temel öğelerindendir. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla talep edebileceği nafakaya "yoksulluk nafakası"; müşterek çocukların bakım, eğitim ve korunma giderleri için velayeti kendisine verilmeyen eşin ödemesi gereken nafakaya ise "iştirak nafakası" denir. Dava dilekçesinde mutlaka dava süresince geçerli olmak üzere yoksulluk ve iştirak nafakasının "tedbir nafakası" olarak bağlanması açıkça mahkemeden talep edilmelidir.
Uygulamada müvekkillerin en çok sorduğu sorulardan biri, eşin sigortasız veya işsiz olmasının nafakaya engel olup olmadığıdır. Hukuki olarak işsizlik veya asgari ücretli çalışma nafaka borcunu tamamen ortadan kaldırmaz; hakim, asgari geçim şartlarını ve çocuğun üstün yararını gözeterek hakkaniyete uygun bir miktar belirler. Dilekçede, eşin kayıt dışı gelirleri, malvarlığı veya lüks yaşam standartları delillendirilerek nafaka miktarı gerekçelendirilmelidir.
Boşanma davalarının en hassas ve yıpratıcı boyutu müşterek çocukların velayetidir. Velayet talepleri kurgulanırken, eşlerin birbirine duyduğu öfkeden ziyade Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin temel prensibi olan "Çocuğun Üstün Yararı" merkeze alınmalıdır. Dilekçede, çocuğun yaşayacağı fiziki ortam, eğitim olanakları, ebeveynin çocuğa ayırabileceği zaman ve pedagojik altyapısı vurgulanmalıdır.
Ayrıca hukuki vizyonda, mahkemelerin "Ortak Velayet" kararlarına eğilimi artmıştır. Eşler boşanma konusunda çekişmeli olsalar dahi, eğer çocuğun eğitim, sağlık ve gelişim konularında bir araya gelip ortak karar alabiliyorlarsa, dilekçede "ortak velayet" talep edilebilir ve bu durum pedagog (uzman) raporlarıyla mahkemeye sunularak çocuğun ebeveyn yabancılaşması (Parental Alienation Syndrome) yaşaması engellenebilir.
Türkiye'de velayet sistemi geleneksel olarak tek ebeveyne verilmesi üzerine kurulu olsa da, uluslararası sözleşmeler ve güncel Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları doğrultusunda 2026 yılı itibarıyla "ortak velayet" talepleri mahkemelerce çok daha sık kabul görmektedir. Çekişmeli veya anlaşmalı boşanma dilekçesinde ortak velayet talep edilecekse, ebeveynlerin çocukların bakımı, eğitimi ve geleceği konusunda derin bir iletişim ve asgari müşterekte buluşma kabiliyetine sahip oldukları vurgulanmalıdır.
Eğer velayetin tek tarafta kalması talep ediliyorsa, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi kapsamında "çocuğun üstün yararı" ilkesi merkeze alınmalıdır. Çocuğun alıştığı sosyal ortam, eğitim düzeni ve psikolojik gelişimi gerekçelendirilmelidir. Diğer ebeveyn ile kurulacak kişisel ilişkinin (görüşme günlerinin) sınırları da -örneğin yatılı görüşme, dini bayramlar, sömestr ve yaz tatilleri dahil olmak üzere- dilekçede detaylıca planlanıp talep edilmelidir.
Sıklıkla düşülen en büyük usuli yanılgılardan biri, boşanma davası ile mal paylaşımı (mal rejiminin tasfiyesi) davasının tek bir dilekçede, iç içe görülmesinin beklenmesidir. Hukuken, evlilik birliği içinde edinilen malların paylaşımı talebi, boşanma dilekçesine yazılabilse dahi, Aile Mahkemesi hakimi "tefrik" (ayırma) kararı vererek mal rejimi dosyasını ayrı bir esasa kaydeder. Çünkü mal rejiminin tasfiyesi davasının görülebilmesi için "boşanma kararının kesinleşmesi" ön şarttır (bekletici mesele).
Ancak düğünde takılan ziynet eşyaları (altınlar, takılar) mal rejimi kapsamında değil, "eşya hukuku ve haksız fiil" kapsamındadır. Bu nedenle ziynet eşyalarının aynen iadesi veya bedelinin ödenmesi talebi, boşanma dilekçesi ile aynı dava içinde (nispi harcı ödenmek suretiyle) talep edilebilir ve boşanma davası ile birlikte görülüp karara bağlanabilir.
Uygulamada müvekkillerin en çok sorduğu hususların başında "İnternetteki hazır Word veya PDF formatındaki boşanma dilekçesi örneğini doldurup mahkemeye versem ne olur?" sorusu gelmektedir. Hukuki uyuşmazlıklar parmak izi gibidir; her evliliğin dinamiği, kusur dağılımı ve ispat vasıtaları tamamen kişiye özgüdür. İnternetten indirilen jenerik taslaklar üzerinden dava açmak, tıbbi bir ameliyatı internetten izleyerek kendi kendine yapmaya çalışmak kadar tehlikelidir.
İnternetten alınan taslaklar genellikle HMK'nın katı usul kurallarını (özellikle delil bildirme süreleri ve iddianın genişletilmesi yasağını) barındırmadıki için, davacı taraf yüzde yüz haklı olduğu durumlarda dahi usul hataları yüzünden davasını kaybetmekte, tazminat alamamakta, çocuğunun veliyetini kaybetmekte ve üstelik karşı tarafa on binlerce lira vekalet ücreti ödemek zorunda kalmaktadır. Hukukta "usul esasa mukaddemdir" (usul esastan önce gelir); ne kadar haklı olduğunuz değil, bunu usulüne uygun şekilde nasıl dilekçeye döktüğünüz ve ispat ettiğiniz önemlidir.
Davanın usulden reddedilmemesi için görevli ve yetkili mahkemenin dilekçede doğru tespit edilmesi elzemdir. Boşanma davalarında görevli mahkeme "Aile Mahkemesi"dir. Aile Mahkemesinin bulunmadığı ilçelerde bu davalara "Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla)" bakar.
Yetkili mahkeme ise Türk Medeni Kanunu Madde 168'de özel olarak düzenlenmiştir:
"Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir."
Davacı, kendi ikametgahının bulunduğu yerde dava açabileceği gibi, davalının ikametgahında veya son altı ay birlikte yaşadıkları yer adliyesinde de bu davayı açma seçimlik hakkına sahiptir. Yetki itirazları, davanın uzamasına ve stratejik zaman kaybına neden olabileceğinden, yetkili mahkemenin seçimi özenle yapılmalıdır.
2026 yılı Yargıtay’ın ilgili dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre, boşanma dilekçesinde yer alan her bir kusur isnadı, somut delillerle (tanık, HTS kayıtları, banka ekstreleri, darp raporları, otel kayıtları, sosyal medya dökümleri, psikolojik raporlar vb.) desteklenmelidir. Yargıtay kararlarında açıkça belirtildiği üzere, "soyut ve genel nitelikteki iddialar, ispatlanmadığı müddetçe kusur tespitinde dikkate alınamaz."
Örneğin, dilekçede sadece "davalı beni aldatmıştır" yazmak ve delil bildirmemek, davanın reddine sebebiyet verir. Ayrıca, dilekçede belirtilmeyen bir vakıa tanık ifadelerinde geçse dahi, Yargıtay uygulamalarına göre hakim bu vakıayı karara esas alamaz. İspat yükü kural olarak iddia eden taraftadır. Bu sebeple dilekçe kurgulanırken, elde bulunmayan veya mahkeme kanalıyla celbi (getirtilmesi) mümkün olmayan delillere dayalı hayali kurgular yerine, %100 ispatlanabilir gerçek vakıalar üzerinden bir mimari kurulmalıdır.
Uygulamada sıkça karşılaştığımız hatalar arasında ilk sırayı, tarafların ön inceleme ve tahkikat aşamalarında mahkeme huzurunda verdikleri anlık ifadelerle dilekçelerindeki yazılı beyanları çürütmeleri almaktadır. Dilekçede "hiçbir geliri yoktur" denilen davalının, duruşma esnasında "aslında falan yerde gayri resmi çalışıyor" şeklinde anlık ifade değiştirmesi inandırıcılığı sıfırlar.
Bir diğer yaygın hata, dilekçenin "Netice-i Talep" (Sonuç ve İstem) kısmının havada bırakılmasıdır. "Gereğinin yapılmasını arz ederim" gibi klişe ve ucu açık bir bitiş, aile hukukunda yeri olmayan bir usuldür. Mahkeme, sizin ne kadar nafaka istediğinizi, ne kadar maddi/manevi tazminat talep ettiğinizi tam ve kesin rakamlarla (TL cinsinden) görmek zorundadır. Hukuki çözüm; dilekçenin yazımından davanın kesinleşmesine kadar olan tüm süreçte, alanında uzman, stratejik düşünebilen bir hukuk profesyonelinden profesyonel temsil hizmeti almaktır.
Boşanma dilekçesi yetkili Aile Mahkemesi tevzi bürosuna teslim edilip harç ve masraflar (gider avansı) yatırıldıktan sonra, dosya UYAP sistemi üzerinden ilgili mahkemeye düşer. Mahkeme hakimi dosyayı ilk incelemeye aldığında bir "Tensip Zaptı" (Hazırlık Tutanağı) düzenler. Bu tutanakta ilk duruşma tarihi yer almaz; taraflara dilekçeler teatisi (cevap hakları) için kanuni sürelerin verildiği, iddiaların karşı tarafa tebliğe çıkarıldığı belirtilir. Dilekçeler aşaması bittikten sonra hakim bir ön inceleme duruşma tarihi belirler. İşte tüm bu uzun soluklu maratonun rotası, en başta verdiğiniz o boşanma dilekçesindeki pusulaya göre çizilir. Yanlış çizilmiş bir rota, ne kadar kürek çekerseniz çekin sizi adalete değil, derin bir hukuki girdaba ve telafisi güç zararlara sürükleyecektir.
Boşanma dilekçesi, HMK Madde 119'da belirtilen zorunlu unsurları barındırması gereken, davacının iddia, delil ve hukuki taleplerini mahkemeye sunduğu resmi evraktır. İnternetten alınan jenerik taslak dilekçeler hak kaybına yol açar; tazminat, nafaka ve velayet taleplerinin doğrudan usul hukukuna uygun kurgulanması davanın sonucunu belirler.
Dava dilekçesinde vakıaların karşısına yazılan delillerin tasnifi ve dosyaya sunulması, usul hukukunun en hassas aşamalarından biridir. Bu sürecin eksiksiz ve HMK kurallarına uygun yürütülmesi için aşağıdaki temel adımlar izlenmelidir:
Günümüzde yargı sisteminin dijitalleşmesiyle birlikte, boşanma dilekçelerinin fiziki olarak adliyeye götürülmesi zorunluluğu ortadan kalkmıştır. 2026 yılı standartlarında dava dilekçeleri, elektronik imza (e-imza) araçlarıyla imzalanarak Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden sisteme yüklenmekte ve tevzi işlemi saniyeler içinde gerçekleştirilmektedir. Dilekçeye eklenen deliller de taranarak PDF formatında sisteme entegre edilir.
Öte yandan, taraflardan birinin Elektronik Tebligat (e-Tebligat) adresi bulunuyorsa (şirket yetkilileri, avukatlar veya isteğe bağlı e-Tebligat adresi alan vatandaşlar), mahkeme tebligatları fiziki posta yerine bu adrese elektronik olarak gönderir. E-Tebligat sistemine düşen evrak, sistemde açılmasa dahi 5. günün sonunda hukuken "tebliğ edilmiş" sayılır. Bu durum, dilekçeye cevap verme veya istinaf başvuru sürelerinin (2 hafta) gözden kaçırılmasına ve davanın usulden kaybedilmesine yol açabilecek en büyük risklerden biridir.
Soru 1: Boşanma dilekçesi verdikten kaç gün sonra duruşma günü belli olur?
Cevap: Dava açıldıktan sonra hemen duruşma günü verilmez. Dilekçelerin karşılıklı tebliğ süreci (dilekçeler teatisi) yaklaşık 3-4 ay sürer. This süreç bittikten sonra ön inceleme duruşması günü belli olur.
Soru 2: Boşanma dilekçesine her türlü olayı detaylıca yazmalı mıyım?
Cevap: Hayır, hukuken ispatlayamayacağınız, şahidi veya belgesi olmayan olayları uzun uzadıya yazmak davanın seyrine fayda sağlamaz. Yalnızca ispatlanabilir, somut vakıalar kronolojik bir şekilde yazılmalıdır.
Soru 3: Karşı taraf boşanmak istemiyorsa dilekçede ne yazmalıyım?
Cevap: Çekişmeli boşanmalarda karşı tarafın boşanmak istememesi davanın reddedileceği anlamına gelmez. Dilekçenizde, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ve davalının kusurlu eylemlerini somut delillerle kanıtlamanız davanın kabulü için yeterlidir.
Soru 4: İnternetten indirdiğim boşanma dilekçesi örneğiyle dava açabilir miyim?
Cevap: Açabilirsiniz ancak şiddetle tavsiye edilmez. Hukukta iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı vardır. Taslak dilekçelerde unuttuğunuz tek bir talep (örneğin nafaka artırım maddesi veya kusur isnadı) ileride telafisi imkansız hak kayıplarına ve maddi külfetlere sebep olur.
Soru 5: Boşanma dilekçesinde mal paylaşımı da istenebilir mi?
Cevap: Boşanma davası ile mal rejiminin tasfiyesi davaları birbirinden ayrıdır. Aynı dilekçede talep edilse dahi mahkeme dosyaları ayırır (tefrik eder). Mal paylaşımı davasının görülmesi için boşanma davasının kesinleşmesi beklenir.
Soru 6: Boşanma davası e-Devlet veya UYAP üzerinden bizzat açılabilir mi?
Cevap: Evet, elektronik imza (e-imza) veya mobil imza sahibiyseniz UYAP Vatandaş Portalı üzerinden adliyeye gitmeden bizzat dava açabilirsiniz. Ancak sürecin teknik zorluğu nedeniyle bu işlem genellikle vekil avukatlar aracılığıyla UYAP Avukat Portalı üzerinden yürütülmektedir.
Soru 7: Dava dilekçesinde aldatma görüntülerini veya mesajlarını hemen sunmak zorunlu mu?
Cevap: Hayır, dava dilekçesinin ekine her türlü delili ilk günden koymak zorunlu değildir. Dilekçeler teatisi (karşılıklı dilekçe sunma) aşaması bittikten sonra mahkeme size delillerinizi sunmanız için HMK uyarınca 2 haftalık kesin bir süre verecektir.
Soru 8: Boşanma davası açtıktan sonra eşimle aynı evde yaşamak zorunda mıyım?
Cevap: Hayır. Boşanma davası açıldığı andan itibaren eşlerin TMK Madde 169 uyarınca "ayrı yaşama hakkı" doğar. Bu durum terk (evi terk etme) kusuru sayılmaz. Gerekirse müşterek konutun tarafınıza tahsisi de hakimden talep edilebilir.
Soru 9: Boşanma dilekçesini kendim yazsam hak kaybı yaşar mıyım?
Cevap: Yüksek ihtimalle yaşarsınız. Hukuk Muhakemeleri Kanunu, usul süreleri (cevap süreleri, delil bildirme süreleri, iddianın genişletilmesi yasağı) konusunda son derece katıdır. Yazılmayan bir kusur veya atlanan bir tarih davanın reddine neden olabilir.
Soru 10: Anlaşmalı boşanma dilekçesi verdim, duruşma ne zaman olur?
Cevap: Anlaşmalı boşanmalarda çekişmeli davalardaki gibi uzun dilekçe teati süreleri yoktur. Mahkemenin yoğunluğuna göre genellikle 1 hafta ile 1 ay arasında erken bir duruşma günü verilir ve tarafların bizzat katılımıyla dava tek celsede sonuçlanır.
Soru 11: Eşim bana dava açmış, dilekçe bugün elime ulaştı. Ne yapmalıyım?
Cevap: Dilekçenin size (ikametgahınıza veya muhtara) tebliğ edildiği günden itibaren cevap vermek için yasal olarak 2 hafta süreniz vardır. Bu süre içinde karşı iddialarınızı sunmazsanız delil sunma hakkınızı kaybedersiniz. Hızla bir uzmanla çalışmanız elzemdir.
Boşanma dilekçesi, salt bir mahkeme başvuru formu değil; tazminat, nafaka ve velayet gibi hayati sonuçları olan davanın anayasası niteliğindedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) katı süreleri, "iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı" ve Yargıtay'ın güncel ispat kriterleri gözetilmeden hazırlanan matbu (taslak) metinler, davacının yüzde yüz haklı olduğu durumlarda dahi telafisi imkansız hak kayıplarına yol açmaktadır. Sürecin hukuki güvenliği; doğru kanun maddesine dayanılmasına (hukuki nitelendirme), olayların kronolojik ve somut ispat vasıtalarıyla sunulmasına ve usul kurallarının eksiksiz işletilmesine bağlıdır.