Küresel ölçekte yaşanan COVID-19 pandemisi, yalnızca halk sağlığını ve ekonomik dengeleri sarsmakla kalmamış; Türk yargı sisteminin işleyiş mekanizmasını, usul kurallarını ve süre hesaplama rejimini de kökten değiştirmiştir. 2020 yılının Mart ayından itibaren alınan idari ve yasal tedbirler, adliyelerin çalışma düzeninden temyiz incelemelerine kadar her aşamada benzeri görülmemiş bir dönüşümü tetiklemiştir.
Yargılama pratiğinde ve içtihatlarda karşılaşılan en temel usuli sorun; pandemi döneminde yürürlüğe konulan geçici kanunlar ile genel usul hükümleri arasındaki ilişkinin doğru kurulamamasından kaynaklanmaktadır.
Bu çalışmada; 7226 sayılı Kanun’un getirdiği istisnalardan zamanaşımı ve hak düşürücü sürelere, Yargıtay’ın adli gecikme içtihatlarından Tazminat Komisyonu uygulamalarına kadar tüm süreç teknik boyutuyla incelenmektedir.
Pandeminin ülkemizde resmi olarak ilan edildiği ilk günlerde, hukuki güvenlik ilkesinin zedelenmemesi ve vatandaşların sokağa çıkma kısıtlamaları ile sağlık riskleri altında hak arama hürriyetinden mahrum kalmaması amacıyla radikal bir yasal düzenlemeye gidilmiştir. 26 Mart 2020 tarihli ve 31080 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, yargı pratiğinde temel bir dönüm noktası oluşturmuştur.
Bu Kanun’un geçici 1. maddesi ile;
13 Mart 2020 (bu tarih dahil) ila 15 Haziran 2020 (bu tarih dahil) tarihleri arasında durdurulmuştur. Bu durum, teoride tüm süreci dondurmuş gibi görünse de, pratik uygulamada sayısız ihtilafı beraberinde getirmiştir.
Uygulamada en sık yapılan hata, durdurma kararının "süreleri sıfırladığı" veya "baştan başlattığı" yönündeki yanılgıdır. Oysaki 7226 sayılı Kanun, bir "durdurma" (durma) rejimini öngörmüştür; yani süre işlemez hale gelmiş, durdurma kararının kalktığı an itibarıyla kaldığı yerden işlemeye devam etmiştir.
Örnek Pratik Çözüm: Durma kararının başladığı 13 Mart 2020 tarihinde bitimine 10 gün kalmış bir hak düşürücü süre, 15 Haziran 2020’de durma rejiminin sona ermesiyle birlikte, 16 Haziran 2020'den itibaren kalan 15 günlük süresini işlemeye devam ettirmiştir.
Durma ve kesilme kavramlarının birbiriyle karıştırılması, hak düşürücü sürelerin hatalı hesaplanmasına ve usulden ret kararlarına zemin hazırlamaktadır.
Pandemi dönemi, Türk yargısının dijitalleşme sürecini on yıl ileriye taşımıştır. Fiziksel duruşmaların askıya alındığı, adliyelerde sadece acil işlerin (tutuklu işler, ihtiyati tedbirler vb.) görüldüğü bu süreçte, UYAP ve E-Duruşma sistemleri hayati bir rol üstlenmiştir.
Ancak teknolojik altyapının hızla entegre edilmeye çalışılması, geçiş sürecinde bazı teknik aksaklıkları da beraberinde getirmiştir:
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 100 ve devamı maddelerinde düzenlenen tutukluluk kurumu, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı gibi Anayasa'nın ve uluslararası sözleşmelerin en temel güvence altına aldığı değerlerden birine müdahale teşkil eder. Bu nedenle CMK m. 108 hükmü gereğince, şüpheli veya sanığın tutukluluk halinin incelenmesi soruşturma aşamasında en geç 30'ar günlük sürelerle hakimlik veya mahkeme tarafından re'sen yapılmak zorundadır.
Pandemi döneminde adliyelerde uygulanan esnek çalışma modelleri, idari izinler ve fiziki duruşma kısıtlamaları, bu zorunlu inceleme mekanizmalarını doğrudan sekteye uğratmıştır.
Bu aksaklıklar karşısında müdafiin (avukatın) pasif bir bekleyiş içerisine girmesi, müvekkilin özgürlüğünün hukuka aykırı şekilde gasp edilmesine göz yummak demektir. Bu noktada sergilenen stratejik ve proaktif refleksler şunları kapsamaktadır:
İcra ve İflas Kanunu hükümleri çerçevesinde yürütülen takipler de pandeminin ilk dalgasında (13 Mart 2020 - 15 Haziran 2020 arasında) iflas tasfiyeleri hariç olmak üzere durdurulmuştur. Bu süreçte:
Borçlular için bu durum geçici bir nefes aldırırken, alacaklılar açısından likidite krizini derinleştirmiştir.
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan uyuşmazlıklardan biri de durdurma süresi boyunca işlemiş olan faizlerin hesabı hususudur. Yargı kararları ve icra dairelerinin genel uygulamaları çerçevesinde, kanuni durdurma süresinin borçlunun temerrüdünü ortadan kaldırmadığı, ancak bazı özel takip türlerinde icra inkâr tazminatı ve icra masraflarının hesaplanmasında bu dönemin nasıl dikkate alınacağı hususu uzmanlık gerektiren bir veri analizi süreci talep etmiştir. İcra dairelerinin hatalı faiz hesaplamalarına karşı İcra Hukuk Mahkemesi nezdinde yapılan memur muamelesini şikâyet başvurularında hak kayıpları engellenmiştir.
İdari yargılama hukukunda süreler, tıpkı ceza hukukunda kişi hürriyetinin güvencesi olduğu gibi, bireyin idarenin hukuka aykırı tek taraflı işlemlerine karşı sahip olduğu en kritik savunma hattıdır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İYUK) 7. maddesinde öngörülen genel dava açma süresi (idare mahkemelerinde 60 gün, vergi mahkemelerinde 30 gün) ile özel kanunlardaki özel dava açma süreleri, kamu denetiminin sınırlarını çizer.
COVID-19 pandemisinde çıkarılan 7226 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi, idari dava açma sürelerini de durdurmuş olmakla birlikte; bu durum, idari yargının kendine has "ön karar" ve "zımni ret" kurumlarıyla birleştiğinde son derece karmaşık bir hukuki denkleme dönüşmüştür.
İdari işlemlerin iptali için doğrudan dava açılabileceği gibi, İYUK m. 11 kapsamında üst makamlara veya işlemiş olan makama yapılan idari başvurular da sıklıkla tercih edilmektedir.
İYUK m. 11 uyarınca yapılan idari başvurularda zımni ret süresi güncel mevzuatta 30 gün olarak uygulanmakta olup, pandeminin yaşandığı 2020 yılında bu süre 60 gün olarak uygulanmaktaydı. Sürelerin durdurulduğu aralıkta işleyen zımni ret sürelerinin tespiti, davanın süresinde açılıp açılmadığının belirlenmesinde belirleyici olmuştur.
Pandemi Kesişimi: İdareye başvuru yapıldığı esnada ya da zımni ret süresinin işlediği 30 günlük yasal aralıkta 7226 sayılı Kanun'un durma dönemi (13 Mart 2020 - 15 Haziran 2020) devreye girmiştir.
Bu durum, uygulayıcılar için ciddi bir risk alanı yaratmıştır. Örneğin; başvurusuna 30 günlük yasal sürede cevap alamayan ve zımni ret süreci işlemeye başlayan bir vatandaşın, araya giren pandemi durması nedeniyle kalan süresini yanlış hesaplaması, dava dilekçelerinin doğrudan "süre aşımı" nedeniyle reddedilmesine yol açmıştır.
Özellikle kamudan ihraç edilen, hukuka aykırı tayin (nakil) işlemleriyle karşı karşıya kalan ya da disiplin cezalarına maruz kalan kamu görevlilerinin bu süreçte yaşadığı hak kayıpları katbekat artmıştır.
İdarenin ağır işleyen bürokratik mekanizmaları ile pandemi tedbirleri (uzaktan çalışma, dönüşümlü mesai) birleştiğinde, memurların tebligat alması ve idari itiraz süreçlerini başlatması sekteye uğramıştır.
Tam yargı davalarında ise (örneğin idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan tazminat taleplerinde) zararın öğrenildiği tarih ile 7226 sayılı Kanun'un durma günlerinin harmanlanması, hak düşürücü sürelerin kaçırılmaması adına kusursuz bir matematiksel ve hukuki analiz gerektirmiştir.
Proaktif Hukuk ve Danışmanlık Bürosu olarak, idari yargıdaki bu usuli tuzaklara karşı benimsediğimiz strateji şu aşamalardan oluşur:
Yargıtay’ın ilgili hukuk daireleri, pandemi döneminde personelin uzaktan çalışma modellerine geçmesi ve dosya yükünün katlanarak artması nedeniyle karar verme sürelerinde kaçınılmaz bir yavaşlama yaşamıştır. Yargıtay içtihatlarında, pandemi şartları "mücbir sebep" olarak kabul edilmiş; ancak bu durumun sınırsız bir gecikme hakkı tanımadığı, mahkemelerin makul sürede yargılama ilkesine sadık kalması gerektiği defaten vurgulanmıştır.
Ceza daireleri nezdindeki temyiz incelemelerinde, özellikle sanık haklarının kısıtlandığı, sesli ve görüntülü bilişim sistemi (SEGBİS) ile yapılan duruşmalarda savunma hakkının etkin şekilde kullandırılmadığı yönündeki başvurular titizlikle incelenmiştir. Yargıtay, pandemi bahanesiyle savunma hakkının kısıtlanmasını hukuka aykırı bularak çok sayıda yerel mahkeme kararını bozmuştur.
Anayasa’nın 36. maddesi ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesi güvencesi altında yer alan "Makul Sürede Yargılanma Hakkı", pandemi sürecindeki yığılmalar nedeniyle en çok ihlal edilen haklardan biri haline gelmiştir.
Yargılamaların makul süreyi aşması halinde, doğrudan Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmadan önce tüketilmesi zorunlu bir başvuru yolu olarak 6384 sayılı Kanun ile ihdas edilen Tazminat Komisyonu’na müracaat edilmesi usulen zorunludur.
Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Tazminat Komisyonu, uzun süren yargılamalar nedeniyle Anayasa Mahkemesi'ne yığılan dosyaların eritilmesi amacıyla yetkilendirilmiştir. Pandemi sürecindeki olağanüstü gecikmelerin makul süreyi aştığı durumlarda, Komisyon nezdinde yapılan başvurularda dikkate alınan kriterler şunlardır:
Büromuz, hak kaybına uğrayan müvekkillerimiz adına bu komisyona yapılan başvurularda yüksek oranda maddi ve manevi tazminat kazanımları elde etmiştir.
Duruşma salonlarında sıkça karşılaştığımız hatalar arasında, avukatların veya tarafların pandemi tedbirlerini bir "savunmasızlık" veya "süresiz erteleme" bahanesi olarak görmesi yer almaktadır. Oysa ki modern yargı düzeninde çevik ve proaktif olmak şarttır. Proaktif Hukuk ve Danışmanlık Bürosu olarak benimsediğimiz stratejik yaklaşım şu temel unsurlara dayanır:
Hayır, mahkemeler tamamen kapanmamıştır; ancak 13 Mart 2020 ile 15 Haziran 2020 tarihleri arasında tüm yasal, idari ve adli süreler 7226 sayılı Kanun gereğince durdurulmuştur. Bu tarihler arasında hak düşürücü süreler ve zamanaşımı süreleri işlememiştir.
Pandemi tedbirleri tek başına tazminat nedeni sayılmasa da, yargılamanın makul süreyi aşacak şekilde haksız ve gerekçesiz olarak uzatılması durumunda Anayasa Mahkemesi ve Tazminat Komisyonu nezdinde adil yargılanma hakkının ihlali gerekçesiyle tazminat talebinde bulunulabilir.
Durdurma süresi boyunca yeni takip ve haciz işlemleri kısıtlanmış olsa da, sözleşmesel veya kanuni temerrüt faizlerinin işlemesine ilişkin kurallar uyuşmazlığın niteliğine göre değişiklik göstermiştir. İcra dairelerinin hatalı hesaplamalarına karşı süresinde memur muamelesini şikayet hakkı kullanılmalıdır.
Evet. Hak düşürücü sürelerin doğru hesaplanması kaydıyla, geçmiş dönemde yaşanan hak kayıpları ve kesinleşen hatalı yargılamalara karşı yasal başvuru yolları ve Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru hakları güncel içtihatlar çerçevesinde işletilmeye devam edilmektedir.
COVID-19 pandemisi, Türk yargı sistemi üzerinde derin izler bırakmış; usul kurallarının, süre hesaplamalarının ve hak arama hürriyetinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Yaşanan bu karmaşık süreçte yapılan en küçük bir hesap hatası veya ihmal, yıllarca süren emeklerin ve hakların bir anda kaybolmasına yol açabilmektedir.
Proaktif Hukuk ve Danışmanlık Bürosu olarak, 25 yıllık köklü geçmişimiz, kıdemli hukukçularımız ve veri analitiğine dayalı dava yönetim stratejilerimizle; pandeminin getirdiği tüm hukuki belirsizlikleri ortadan kaldırıyor, müvekkillerimizin haklarını en üst düzeyde koruyoruz. Hukuki süreçlerinizde profesyonel bir rehberliğe ihtiyaç duyuyor ve hak kayıplarınızı telafi etmek istiyorsanız, büromuzla hemen iletişime geçebilirsiniz.