Mülkiyet hakkı, T.C. Anayasası’nın 35. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) Ek 1 No.lu Protokol ile koruma altına alınmış en temel ayni haklardan biridir. Ancak bu hak mutlak olmayıp, kamu yararının gerektirdiği durumlarda devletin üstün yetkilerini kullanmasıyla sınırlandırılabilmektedir. Bu sınırlandırma yöntemlerinin en radikali ise şüphesiz kamulaştırma (istimlak) işlemidir.
DDevlet veya kamu tüzel kişileri, kamu yararının gerektirdiği hâllerde, gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malları, bedelini peşin veya kanunda belirtilen taksitlerle ödemek şartıyla kamulaştırabilirler. Buradaki meşruiyetin yegane temeli kamu yararı unsurudur. Kamu yararı amacı ortadan kalktığında veya idare kamulaştırdığı taşınmazı asli amacına uygun şekilde kullanmadığında, mülkiyet hakkının sahibine iadesi bir zorunluluk olarak ortaya çıkar.
Uygulamada sıklıkla düşülen yanılgı, idarenin kamulaştırma işlemi tamamlandıktan sonra taşınmaz üzerinde sınırsız bir tasarruf yetkisine sahip olduğu düşüncesidir. Oysa Türk Hukuku, mülkiyet hakkının özünü korumak adına mülk sahibine belirli şartlar altında taşınmazını geri alma hakkı tanımıştır. Bu hukuki mekanizma, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 23. maddesinde "Mal sahibinin geri alma hakkı" başlığı altında düzenlenmiştir. Bu rehberde, kamulaştırılan taşınmazın hangi şartlar altında, hangi sürelerde ve nasıl bir usulle geri alınabileceği, güncel mevzuat ve Yargıtay içtihatları ışığında detaylandırılacaktır.
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 23. maddesi, idarenin kamulaştırma yetkisini kötüye kullanmasını engellemek ve kamu yararı amacının fiilen hayata geçirilmesini denetlemek adına ihdas edilmiş emredici bir hükümdür. Kanun koyucu bu maddeyle, idareye kamulaştırdığı taşınmazı atıl bırakmama veya amacı dışında kullanmama yönünde bir yükümlülük yüklemiştir.
İlgili yasal düzenleme uyarınca, kamulaştırmanın bedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren belirli bir süre geçmiş olmasına rağmen, idare taşınmazı kamulaştırma amacına uygun bir işleme tabi tutmaz, kamu yararına yönelik projeyi başlatmaz veya taşınmazı olduğu gibi bırakırsa, eski malik veya mirasçıları taşınmazı geri isteme hakkına sahip olur.
Uygulamada en çok sorulan soruların başında, idarenin keyfi gecikmelerine karşı mülk sahibinin korumasız olup olmadığı gelmektedir. Bu madde tam da bu korumayı sağlamakta olup, mülkiyet hakkının geri dönüşebilirliğini garanti altına alan en güçlü yasal enstrümandır. Geri alma hakkının kullanılabilmesi için kanunun aradığı objektif ve süjektif şartların birlikte gerçekleşmesi zorunludur.
Kamulaştırılan malın geri alınması davasının ikame edilebilmesi için mevzuatın aradığı ilk ve en önemli objektif şart, kamulaştırma işleminin hukuken ve usulen tamamlanmış, yani kamulaştırma bedelinin kesinleşmiş olmasıdır. Bedeli kesinleşmeyen veya hukuki uyuşmazlığı devam eden taşınmazlar için bu madde hükmü uygulanamaz.
İkinci objektif şart, taşınmazın kamulaştırma amacına uygun olarak hiçbir şekilde kullanılmamış, projeye başlanmamış veya taşınmazın aynen bırakılmış olmasıdır. Örneğin, okul yapılması amacıyla kamulaştırılan bir arsa üzerinde 5 yıl boyunca hiçbir inşaat faaliyeti yapılmamış, planlama dahi değiştirilmemişse objektif şart gerçekleşmiş kabul edilir.
Burada kritik husus, idarenin taşınmaz üzerinde "hiçbir işlem yapmamış" olmasıdır. Eğer idare, kamulaştırma amacına yönelik küçük de olsa bir altyapı çalışması yapmış veya taşınmazı projenin bir parçası haline getirmişse, davanın reddi riski doğabilmektedir. Ancak bu işlemlerin göstermelik veya davayı engellemeye yönelik hileli işlemler olup olmadığı mahkemece görevlendirilecek bilirkişiler marifetiyle titizlikle incelenir.
Geri alma hakkının doğabilmesi için idarenin kamulaştırma amacına yönelik olarak pasif kalması gerekir. İdarenin pasif kalması, kamulaştırma kararında belirtilen kamu yararı amacının fiilen ve hukuken hayata geçirilmemesi anlamına gelir.
Uygulamada idarelerin, bütçe imkânsızlığı veya imar planı değişiklikleri gibi gerekçelerle kamulaştırdıkları taşınmazları yıllarca atıl bıraktıkları sıklıkla görülmektedir. Yargıtay yerleşik içtihatlarında, idarenin kendi iç işleyişinden kaynaklanan gecikmelerin mülk sahibine yüklenemeyeceğini ve kamu yararı tahsisi gerçekleşmediği takdirde geri alma hakkının doğacağını açıkça belirtmektedir.
Kamulaştırma Kanunu’nun 23. maddesinde öngörülen süreler hak düşürücü niteliktedir. Yani bu sürelerin geçmesi halinde hak tamamen ortadan kalkar ve hakim tarafından resen (kendiliğinden) dikkate alınır. Sürelerin hesabı son derece hassas olup, davaların büyük bir kısmı bu takvimsel hatalar nedeniyle usulden reddedilmektedir.
Süre Türü | Öngörülen Süre | Sürenin Başlangıç Noktası | Hukuki Niteliği |
|---|---|---|---|
| Bekleme Süresi | 5 Yıl | Kamulaştırma bedelinin kesinleştiği tarih | İdarenin projeyi gerçekleştirmesi için tanınan asgari süre |
| Dava Açma Süresi | 1 Yıl | 5 yıllık bekleme süresinin dolduğu tarih | Mal sahibinin geri alma hakkını kullanabileceği yasal süre |
Kamulaştırma bedelinin kesinleşmesinden itibaren idarenin taşınmazı amacına uygun tahsis etmesi için 5 yıllık bir bekleme süresi bulunur. İdarenin bu 5 yıl boyunca pasif kalması hâlinde, 5 yıllık sürenin dolduğu tarihten itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre işlemeye başlar. Dolayısıyla geri alma davasının, kesinleşmeden itibaren en geç 6. yılın sonuna kadar açılması zorunludur. 6 yıllık genel sürenin aşılması durumunda, idare taşınmazı hiç kullanmamış olsa dahi geri alma hakkı düşer.
Kamulaştırılan malın geri alınması hakkı, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olmayıp, mal sahibinin vefatı halinde mirasçılarına intikal eder. Mirasçılar, murislerinin sahip olduğu tüm hakları elbirliği mülkiyeti veya paylı mülkiyet esaslarına göre kullanabilirler.
Eğer taşınmazın birden fazla maliki varsa veya malik vefat etmiş ve geriye birden çok mirasçı kalmışsa, davanın açılması usulü önem arz eder. Elbirliği mülkiyetinde (miras ortaklığı), ortakların oy birliğiyle karar alması veya terekeye temsilci atanması gerekebilir. Paylı mülkiyette ise her paydaş kendi payı oranında geri alma hakkını kullanabilir.
Önemli Not: Mirasçılardan birinin dava açması, diğer mirasçıların haklarını doğrudan korumaz. Ancak paylı mülkiyette her hissedarın kendi payını geri isteme hakkı saklıdır. Duruşma salonlarında, mirasçılardan bir kısmının süreyi kaçırdığı, bir kısmının ise süresinde dava açtığı durumlarda mahkemenin sadece davacılar yönünden pay oranında tescil kararı verdiği görülmektedir.
Kamulaştırılan malın geri alınması davası, özü itibariyle bir tapu iptali ve tescil davasıdır. Hukuki niteliği genel hükümlere dayanan bir mülkiyet davası olduğundan, görevli ve yetkili mahkemenin tayini Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerine göre yapılır.
Yanlış mahkemede açılan davalar yetkisizlik veya görevsizlik nedeniyle reddedilir ve bu durum hak düşürücü sürelerin kaçırılması riskini beraberinde getirir. Dava açılırken dava dilekçesinde gösterilen harca esas değer üzerinden nispi karar ve ilam harcının harçlandırılması gerekir. Yargılama sırasında bilirkişice tespit edilecek denkleştirici adalet bedeli üzerinden harç ikmali tamamlanır.
Kamulaştırma Kanunu’nun 23. maddesinin lafzına bakıldığında, mal sahibinin taşınmazı geri alabilmesi için "aldığı kamulaştırma bedelini" idareye iade etmesi gerektiği belirtilmektedir. Ancak günümüz ekonomik koşullarında, yıllar önce alınan nominal bedelin aynen iadesi, idare aleyhine sebepsiz zenginleşmeye, mal sahibi aleyhine ise ciddi bir hak kaybına (mülkiyet hakkının ihlaline) yol açar.
Bu noktada devreye Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’nin "Denkleştirici Adalet İlkesi" girmektedir. Mahkemece, mal sahibinin kamulaştırma sırasında aldığı bedelin, paranın satın alma gücündeki değişimler (TEFE, TÜFE, altın, döviz kurları, memur maaş artışları vb. verilerin ortalaması) dikkate alınarak dava tarihi itibariyle ulaştığı güncel değer hesaplanır.
Mal sahibi, hesaplanan bu güncel ve uyarlanmış bedeli mahkemenin belirleyeceği süre içinde idare adına bankaya depo etmek zorundadır. Bu bedel depo edilmeden taşınmazın malik adına tesciline karar verilemez. Denkleştirici adalet hesabı, mülkiyet hakkının gerçek değerini korumayı amaçlayan en adil hukuki çözümdür.
Aşağıdaki tablo, geçmiş yıllarda kamulaştırılan bir taşınmazın geri alınması sürecinde, denkleştirici adalet ilkesi uyarınca yapılacak bedel güncellemesinin mantığını kavramak adına simüle edilmiştir.
Kamulaştırma Yılı | Alınan Nominal Bedel | Enflasyon ve Satın Alma Gücü Katsayısı | 2026 Yılı Dava Tarihi Güncellenmiş Depo Bedeli |
|---|---|---|---|
| 2020 | 500.000 TL | 6.5 Kat | 3.250.000 TL |
| 2021 | 750.000 TL | 4.8 Kat | 3.600.000 TL |
| 2022 | 1.000.000 TL | 3.2 Kat | 3.200.000 TL |
| 2023 | 1.500.000 TL | 2.1 Kat | 3.150.000 TL |
Not: Yukarıdaki rakamlar ve katsayılar somut olayın özelliklerine, enflasyon endekslerine ve bilirkişi heyetinin yapacağı teknik hesaba göre değişiklik gösterir. Mahkeme, resmi kurumlardan gelen veriler ışığında net depo bedelini hüküm altına alır.
Her kamulaştırılan ve kullanılmayan taşınmaz için geri alma hakkı doğmaz. Kamulaştırma Kanunu ve özel mevzuat, bazı durumlarda kamu yararının üstünlüğünü veya durumun niteliğini gözeterek geri alma hakkını açıkça yasaklamıştır.
İdare, kamulaştırdığı ancak amacına uygun kullanmadığı taşınmazı 5 yıllık süre zarfında veya sonrasında üçüncü bir kişiye satarsa yahut devrederse ne olacaktır? Bu durum, uygulamada en karmaşık ve mülk sahiplerini en çok mağdur eden senaryolardan biridir.
Eğer taşınmaz, tapuda iyiniyetli üçüncü bir kişiye devredilmişse, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 1023. maddesi uyarınca bu kişinin tapu siciline güven ilkesi korunur. Bu durumda, taşınmazın tapusunun iptal edilerek eski malike iadesi fiilen ve hukuken imkânsız hale gelir.
Ancak bu durum idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. İdarenin kanuni yükümlülüğüne aykırı davranarak taşınmazı elden çıkarması, mülkiyet hakkının ihlali niteliğindedir. Bu durumda malik, tapu iptali ve tescil talep edemese de, idare aleyhine tazminat davası açarak taşınmazın güncel rayiç bedeli ile kendisine ödenen bedel arasındaki farkın tazmin edilmesini talep edebilir.
Yargıtay, kamulaştırılan malın geri alınması davalarında mülkiyet hakkını koruyan ve idarenin keyfi tasarruflarını sınırlayan son derece net kararlar imza atmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas: 2021/5-XXX Karar: 2023/XX:
"Kamulaştırma bedelinin kesinleşmesinden itibaren 5 yıl içinde idarece kamulaştırma amacına yönelik hiçbir faaliyette bulunulmadığı sabittir. Davalı idarenin, bütçe imkânsızlıkları ve imar planı değişikliklerini gerekçe göstererek taşınmazı atıl bırakması, mülk sahibinin geri alma hakkını engellemez. Denkleştirici adalet ilkesi uyarınca güncellenen bedelin depo edilmesi şartıyla davanın kabulü ve tapunun iptali ile davacı adına tescili gerekir."
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi Esas: 2024/XXXX Karar: 2025/XX:
"Dava konusu taşınmazın kamulaştırılma amacı 'Park ve Yeşil Alan' olarak belirlenmiş, ancak geçen 5 yıllık sürede taşınmaz boş bırakılarak otopark olarak işletilmiştir. Taşınmazın kamulaştırma amacına uygun olarak kamu yararına tahsis edilmediği anlaşıldığından, Kamulaştırma Kanunu 23. maddesi şartları oluşmuştur. Davacının açtığı geri alma davasının kabulü gerekirken yazılı gerekçeyle reddi bozmayı gerektirmiştir."
Anayasa Mahkemesi (AYM), son yıllarda verdiği bireysel başvuru kararlarında, kamulaştırma hukuku kapsamında mülkiyet hakkının ihlal edilip edilmediğini çok sıkı bir şekilde denetlemektedir. AYM'ye göre, kamulaştırma yapılmasına rağmen taşınmazın uzun süre atıl bırakılması veya mal sahibine iade edilirken paranın enflasyon karşısında eritilerek kuşa döndürülmesi mülkiyet hakkının ihlalidir.
AYM kararlarında, mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin "ölçülülük" ve "kamu yararı" testinden geçmesi gerektiği, idarenin pasif kalarak mülk sahibini mağdur ettiği durumlarda adil bir denge kurulması gerektiği ifade edilmektedir.
Bu nedenle, yerel mahkemelerde açılan geri alma davalarında denkleştirici adalet ilkesinin tam olarak uygulanmaması veya hak düşürücü sürelerin anayasaya aykırı şekilde dar yorumlanması halinde, iç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu açık olup, bu yol mülk sahipleri için çok güçlü bir güvencedir.
Kamulaştırılan taşınmazını geri almak isteyen bir malik veya mirasçının izlemesi gereken hukuki usul adımları şunlardır:
Vatandaşların ve hatta zaman zaman genel uygulayıcıların en çok karıştırdığı husus, kamulaştırmasız el atma ile kamulaştırılan malın geri alınması davası arasındaki farktır. Bu iki hukuki kurum birbirine taban tabana zıttır.
Dolayısıyla, kamulaştırılan malın geri alınması davasında idarenin başlangıçtaki işlemi tamamen hukuka uygundur; hukuka aykırılık sonradan, idarenin pasif kalmasıyla ortaya çıkmaktadır.
Kamulaştırma bedelinin kesinleşmesinden itibaren 5 yıl içinde idarece kamu yararına uygun hiçbir işlem yapılmaması halinde, eski malik veya mirasçılarının taşınmazı geri almak için açtığı tapu iptali ve tescil davasıdır.
Dava, taşınmazın bulunduğu yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmalıdır. İdarenin 5 yıllık pasif kalma süresinin bitiminden itibaren 1 yıl içinde (en geç bedel kesinleşmesinden itibaren 6 yıl içinde) açılması zorunludur.
Hayır. Yargıtay’ın denkleştirici adalet ilkesi uyarınca, kamulaştırma sırasında aldığınız bedel enflasyon, döviz, altın ve alım gücü endekslerine göre dava tarihine uyarlanır. Mahkemenin belirleyeceği bu güncel bedeli idareye ödemeniz gerekir.
Eğer taşınmaz yine bir kamu yararı amacıyla kullanılmak üzere başka bir kamu kurumuna devredilmiş ve o kurum amacına uygun faaliyete başlamışsa geri alma hakkı doğmaz. Ancak devralan kurum da atıl bırakmışsa süreler dahilinde dava açılabilir.
İyiniyetli üçüncü kişilerin tapu kaydına güveni korunduğundan tapu iptali ve tescil talep edilemez. Ancak idarenin yasaya aykırı davranışı nedeniyle mülkiyet hakkınız ihlal edildiği için idare aleyhine güncel rayiç değer üzerinden tazminat davası açabilirsiniz.
Kamulaştırılan malın geri alınması süreci; milimetrik hak düşürücü süre hesaplamaları, karmaşık denkleştirici adalet formülleri ve idarenin usuli itirazları nedeniyle son derece yüksek teknik uzmanlık gerektiren bir gayrimenkul hukuku alanıdır. Sürelerin bir gün dahi geciktirilmesi veya iade bedelinin mahkemece verilen kesin sürede usulüne uygun depo edilmemesi, mülkiyet hakkınızın ebediyen kaybedilmesine yol açabilir.
Proaktif Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, 25 yıllık köklü geçmişi, gayrimenkul ve kamulaştırma hukukunda uzmanlaşmış kıdemli avukat kadrosuyla, idareler karşısında mülkiyet hakkınızı en üst düzeyde savunmaktadır. Taşınmazınızın kamulaştırma sürecini analiz etmek, yasal süreleri denetlemek ve hakkınız olanı geri almak adına profesyonel dava yönetimi desteği sağlamak için hukuk büromuzla iletişime geçerek randevu alabilirsiniz.