Küreselleşen ticaret ağları, dijitalleşen finansal piyasalar ve her geçen gün karmaşıklaşan mevzuat yapıları, bireyler ve kurumlar arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde geleneksel yöntemleri yetersiz kılmaktadır. Günümüzde adalet arayışı ya da ticari hakların korunması, yalnızca kanun metinlerinin düz bir şekilde okunmasıyla değil; yüksek yargı kararlarının satır aralarının analiz edilmesi, usul hukuku kurallarının milimetrik bir hassasiyetle uygulanması ve uyuşmazlık henüz doğmadan önce proaktif tedbirlerin alınmasıyla mümkündür. Özellikle İstanbul gibi mega kentlerin ticari ve bürokratik merkezlerinde, hukuki süreçlerin yönetimi hata kabul etmeyen bir disiplin gerektirir. Bu rehber, uygulamada karşılaşılan temel uyuşmazlık dinamiklerini akademik ilkeler ve yargı içtihatları doğrultusunda ele almak amacıyla kaleme alınmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca, anonim ve limited şirketlerin kuruluşu, işleyişi ve tasfiyesi sıkı şekil şartlarına bağlanmıştır. Uygulamada, şirketlerin matbu esas sözleşmelerle kurulması, ilerleyen süreçlerde ortaklar arasında telafisi imkansız uyuşmazlıklara yol açmaktadır. Şirketler hukuku rejiminde proaktif koruma, daha kuruluş aşamasında ortakların hak ve yükümlülüklerinin, devir kısıtlamalarının (özellikle tag-along ve drag-along hakları) ve imtiyazlı payların titizlikle tasarlanmasını gerektirir.
Anonim şirketlerde yönetim kurulunun, limited şirketlerde ise müdürler kurulunun hukuki ve cezai sorumluluğu, TTK m. 369’da düzenlenen "Özen ve Sadakat Borcu" ekseninde şekillenir. Yönetim kurulu üyelerinin basiretli bir tacir gibi hareket etme yükümlülüğü, işletme kararları alınırken objektif ve bilimsel verilere dayanılmasını zorunlu kılar. Aksi takdirde, şirket ortaklarının ve alacaklılarının TTK m. 553 uyarınca sorumluluk davası açma hakkı doğacaktır.
Şirketler hukukunda sermaye çoğunluğuna sahip olan tarafların, azınlıkta kalan ortakların haklarını ihlal etmesi sıkça karşılaşılan bir durumdur. TTK, sermayenin en az onda birini (halka açık şirketlerde yirmide birini) temsil eden pay sahiplerine "Azınlık Hakları" tanımıştır. Bu haklar arasında; genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırma, gündeme madde ekletme, haklı sebeplerle şirketin feshini talep etme (TTK m. 531) ve özel denetçi tayini isteme (TTK m. 438) yer alır.
Hak / Kurum | Kanuni Şartlar ve Hukuki Temel |
|---|---|
| Haklı Sebeple Fesih Davası | Sermayenin %10'u (TTK m. 531) |
| Özel Denetçi Talebi | Genel kurulda hakkın kullanılması (m. 438) |
| Ortaklıktan Çıkarma (Squeeze-out) | Payların en az %95'ine sahip olma (m. 208) |
| Bilgi Alma ve İnceleme Hakkı | Tüm pay sahipleri için vazgeçilemez hak |
Şirketler topluluğu bünyesinde TTK m. 208 uyarınca hakim şirket, doğrudan veya dolaylı olarak payların ve oy haklarının en az %95’ine sahipse, azınlığın paylarını satın alarak ortaklıktan çıkarılmasını mahkemeden talep edebilir. TTK m. 208 uyarınca, bir şirketler topluluğunda hakim şirket, doğrudan veya dolaylı olarak şirketin paylarının ve oy haklarının en az %95’ine sahipse, azınlığın haklı sebeple şirketten çıkarılmasını ve paylarının satın alınmasını mahkemeden talep edebilir. Bu süreçte pay bedellerinin tespiti, şirketin malvarlığı ve gelecek projeksiyonları dikkate alınarak adil bir piyasa değeri üzerinden yapılmalıdır.
4857 sayılı İş Kanunu kapsamında iş ilişkisinin sonlandırılması, en yüksek uyuşmazlık hacmine sahip alanlardan biridir. İşverenin fesih iradesini ortaya koyarken "Geçerli Sebep" (m. 18) veya "Haklı Sebep" (m. 25) unsurlarına dayanması gerekir. Beyaz yakalı çalışanların yoğun olarak istihdam edildiği iş kollarında; performans düşüklüğü, sadakat borcuna aykırılık ve gizlilik ihlalleri sıklıkla fesih gerekçesi yapılmaktadır. Ancak Yargıtay’ın kararlılık gösteren içtihatlarına göre, performans nedenli fesihlerin geçerli kabul edilebilmesi için objektif performans kriterlerinin önceden belirlenmiş olması, işçiye bu hedeflerin tebliğ edilmesi ve performans düşüklüğüne karşı eğitim verilmesi veya savunmasının alınması zorunludur.
Feshin geçersizliği iddiasıyla açılacak işe iade davalarında, iş hukukunun emredici niteliği gereği dava açılmadan önce arabuluculuk müessesesine başvurulması dava şartıdır (7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3). Fesih bildiriminin tebliğinden itibaren 1 ay içinde arabulucuya başvurulmaması durumunda, dava hakkı düşer. Arabuluculuk aşamasında anlaşma sağlanamaması halinde ise, 2 hafta içinde iş mahkemesinde dava açılması gerekir.
Aşama / İşlem | Yasal Süre ve Şartlar |
|---|---|
| Fesih Bildiriminin Tebliği | Süreçlerin başlangıç noktasıdır. |
| Arabuluculuk Başvurusu | Fesih tebliğinden itibaren 1 ay içinde yapılmalıdır (Dava Şartı). |
| Arabuluculuk Görüşmeleri | Anlaşma sağlanırsa süreç kapanır; sağlanamazsa son tutanak tutulur. |
| İş Mahkemesinde Dava Açılması | Son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren 2 hafta içindedir. |
Yönetici pozisyonundaki beyaz yaka çalışanların iş sözleşmelerine sıklıkla eklenen "Rekabet Yasağı Sözleşmesi" veya sözleşme maddeleri, Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 444-447 hükümleri uyarınca sıkı geçerlilik şartlarına tabidir. Rekabet yasağının geçerli olabilmesi için; işçinin coğrafi olarak sınırlandırılmış, süre yönünden makul (kanunen kural olarak en fazla 2 yıl) ve işverenin uğrayabileceği zararın sınırlarını aşmayacak şekilde düzenlenmiş olması şarttır. Yargıtay içtihatları uyarınca, coğrafi sınır gözetilmeyen ve süre sınırı bulunmayan rekabet yasağı sözleşmeleri hukuken geçersiz kabul edilmektedir. Hakiki bir koruma için sözleşme mimarisinin somut göreve göre özelleştirilmesi gerekir.
Diğer taraftan, modern iş hayatının en büyük sorunlarından biri olan mobbing (işyerinde psikolojik taciz), işçinin kişilik haklarına saldırı niteliğindedir. Mobbing iddiasına dayanan davalarda, işçinin maruz kaldığı davranışların süreklilik arz etmesi, sistemli olması ve işçiyi yıldırma amacı taşıması aranır. Yargıtay, mobbing davalarında ispat kolaylığı sağlamak adına "yüzde yüz kesinlik" aramamakta, mobbing olgusunun varlığına dair makul şüphe uyandıracak delillerin (e-postalar, mesajlaşma kayıtları, tanık beyanları, doktor raporları) sunulmasını yeterli görmektedir. Bu durumda işçi, haklı nedenle derhal fesih hakkını (İş K. m. 24/II) kullanarak kıdem tazminatına ve ayrıca manevi tazminata hak kazanabilmektedir.
Son yıllarda yaşanan ekonomik dalgalanmalar, gayrimenkul ve kira hukukunu en dinamik ve uyuşmazlığın en yoğun olduğu alan haline getirmiştir. TBK m. 344 ve devamı maddelerinde düzenlenen konut ve çatılı işyeri kiraları, kiracıyı koruma amacı gütmekle birlikte kiralayanın da haklarını belirli dengeler çerçevesinde gözetmektedir. 5 yılı ikmal etmiş kira sözleşmelerinde taraflar, kira bedelinin piyasa rayiçlerine uygun olarak yeniden belirlenmesi amacıyla "Kira Tespit Davası" açabilirler. Bu davada hakim, tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) on iki aylık ortalamalara göre değişim oranını, kiralananın durumunu ve emsal bedelleri dikkate alarak hakkaniyete uygun bir kira bedeli belirler.
Tahliye Gerekçesi | Yasal Şart ve İhtar / Dava Süresi |
|---|---|
| 10 Yıllık Uzama Süresi | Sözleşme sonundan 3 ay önce ihtar |
| İki Haklı İhtar Nedeniyle Tahliye | Bir kira yılında 2 farklı aya ait ihtar |
| İhtiyaç Sebebiyle Tahliye | Dönem sonundan itibaren 1 ay içinde dava |
| Tahliye Taahhütnamesi | Taahhüt edilen tarihten itibaren 1 ay |
Kiracının tahliyesi ise kanunda sınırlı sayıda (numerus clausus) sayılan nedenlere dayanabilir. Bunlar arasında en yaygın olanları; tahliye taahhütnamesinin varlığı, kiralayanın kendisinin, eşinin, altsoyunun, üstsoyunun veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerin konut veya işyeri ihtiyacı (TBK m. 350) ve 10 yıllık uzama süresinin dolmasıdır (TBK m. 347). 10 yıllık uzama süresine dayanan tahliyelerde, bu süreyi takip eden her uzama yılının bitiminden en az 3 ay önce kiracıya yazılı ihtar gönderilmesi şarttır; aksi halde dava hakkı bir sonraki uzama yılına ertelenir. Konut veya işyeri ihtiyacına dayalı tahliye taleplerinde süreç, yasal bildirim sürelerine uyulmasına ve ihtiyacın samimi, gerçek ile zorunlu olduğunun ispatlanmasına bağlıdır.
6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında yürütülen kentsel dönüşüm projeleri, mülkiyet hakkının özüne dokunan süreçlerdir. Riskli yapı tespitinin kesinleşmesinden sonra, taşınmazın yeniden inşası veya değerlendirilmesi hususunda kat maliklerinin hisseleri oranında salt çoğunluğu (%50+1) ile karar alınır. Bu karara katılmayan azınlığın arsa payları, SPK lisanslı değerleme kuruluşlarınca yapılacak tespitle adil piyasa değeri üzerinden diğer paydaşlara açık artırma usulüyle satılır.
Bu süreçlerin temelini oluşturan "Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri" (Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi), çift tipli karma sözleşmeler olup, resmi şekil şartına tabi olarak noterliklerde düzenlenmelidir (TMK m. 706, TBK m. 237). Müteahhidin inşaatı zamanında bitirmemesi, eksik veya ayıplı imalat yapması durumlarında arsa sahiplerinin sözleşmeden dönme, sözleşmeyi fesih, gecikme tazminatı ve nama ifaya izin talep etme hakları doğar. Sözleşmelerde cezai şartların ve inşaat aşamalarının (su basman seviyesi, kaba inşaat bitimi, iskan alımı vb.) tapu devir oranlarıyla senkronize edilmesi, arsa sahibinin uğrayabileceği zararları minimize eden en kritik stratejidir.
Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında düzenlenen ekonomik suçlar; şirket içi yolsuzluklar, güveni kötüye kullanma (m. 155), dolandırıcılık (m. 157-158), hileli iflas (m. 161) ve rüşvet (m. 252) gibi fiilleri kapsar. Özellikle şirket müdürlerinin veya finans sorumlularının, kendilerine tevdi edilen şirket malvarlığı üzerinde zilyetlik amacının dışında tasarrufta bulunmaları, "Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma" suçunu oluşturur ki bu suçun cezası nitelikli hal kapsamında ağırlaştırılmıştır.
Süreç Kademesi | Uygulanan Hukuki Mekanizmalar ve Tedbirler |
|---|---|
| Şüphe ve Tespit | İç denetim, dijital adli bilişim incelemeleri ve ön raporlama. |
| Soruşturma Evresi | C. Başsavcılığı suç duyurusu, arama, el koyma, banka hesap blokesi, kayyım tayini. |
| Kovuşturma Evresi | Ağır Ceza Mahkemesi yargılaması, maddi gerçeğin ve suç kastının araştırılması. |
Bu tür ekonomik suçların soruşturulması sürecinde, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) uyarınca uygulanan koruma tedbirleri (arama, el koyma, şirket yönetimi için kayyım tayini) şirketlerin ticari hayatını durma noktasına getirebilir. Savunma stratejisinin ilk anı, kolluk ve savcılık ifadelerinden itibaren suçun unsurlarının (örneğin dolandırıcılık suçundaki hile unsurunun veya kastın) somut olayda gerçekleşmediğini, uyuşmazlığın niteliği itibariyle saf bir hukuki/ticari uyuşmazlık olduğunu ortaya koymaktır. Ceza yargılamasının "şüpheden sanık yararlanır" (in dubio pro reo) ilkesi, delillerin hukuka aykırı yollarla elde edilmesi durumunda (CMK m. 217/2) beraat hükmünün en güçlü dayanağı haline gelir.
Önleyici hukuk, uyuşmazlık çıktıktan sonra mahkemelerde hak aramak yerine, uyuşmazlığın doğmasını engelleyecek bariyerleri inşa etme sanatıdır. Bu sanatın en temel aracı ise hukuki inceleme (due diligence) ve sözleşme yönetimidir. Büyük ölçekli ticari işlemlerde, birleşme ve devralmalarda ya da yüksek bedelli gayrimenkul alımlarında, tarafların geçmişe dönük borç silsilesini, fikri mülkiyet haklarının durumunu, idari ve adli dava risklerini analiz etmek hayati önem taşır.
Bir sözleşmenin metni hazırlanırken, mücbir sebep (force majeure) maddeleri, ifa imkansızlığı (TBK m. 136) ve aşırı ifa güçlüğü nedeniyle sözleşmenin uyarlanması (TBK m. 138) şartları hassasiyetle kurgulanmalıdır. Küresel salgınlar, bölgesel savaşlar veya radikal mevzuat değişiklikleri gibi öngörülemeyen dışsal faktörlerin sözleşmenin dengesini bozması halinde, mahkemeden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını talep edebilmek için sözleşmede bu mekanizmanın nasıl işletileceğinin önceden kararlaştırılmış olması, yargılama sürecini doğrudan hızlandırır.
Türk hukuk sisteminde kanun hükümlerinin somut olaylara uygulanması esnasında ortaya çıkan yorum farkları, Yargıtay’ın ilgili daireleri ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK) kararları ile giderilir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararları kanun hükmünde olup tüm mahkemeleri bağlarken, daire ve HGK kararları ise yol gösterici ve fiili bir bağlayıcılığa sahiptir. İlk derece mahkemeleri, yüksek yargının kökleşmiş içtihatlarına aykırı karar verdiklerinde, bu kararların istinaf (Bölge Adliye Mahkemesi) ve temyiz aşamalarında bozulma olasılığı oldukça yüksektir.
Uyuşmazlıkla doğrudan örtüşen güncel Yargıtay veya Hukuk Genel Kurulu kararlarının dava dilekçesinde emsal gösterilmesi, somut olayın hukuki nitelendirmesini güçlendirmektedir. Örneğin, iş hukukunda fazla mesai alacaklarının ispatında bordrodaki imzanın bağlayıcılığına dair HGK kararları veya gayrimenkul hukukunda muris muvazaası (mirastan mal kaçırma) davalarında gizli bağış sözleşmesinin geçersizliğine dair içtihatlar, davanın kaderini doğrudan tayin eden parametrelerdir.
İstanbul’un en önemli iş, finans ve ulaşım akslarından biri olan Mecidiyeköy ve bağlı bulunduğu Şişli ilçesi, kendine has bir hukuki ekosisteme sahiptir. Büyük holdinglerin, ulusal ve uluslararası şirketlerin genel müdürlüklerinin, gökdelenlerin ve yoğun bir beyaz yaka nüfusunun yer aldığı bu bölge, ticari uyuşmazlıkların ve iş hukuku davalarının en yoğun merkezidir. Bölgedeki şirketlerin ihtiyaç duyduğu hukuki hizmetler; standart avukatlık kalıplarının ötesinde, kurumsal yönetim danışmanlığı, uluslararası sözleşmeler ve karmaşık finansal davalar üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Ayrıca, Mecidiyeköy bölgesindeki gayrimenkul stokunun yaşlı olması, bölgeyi kentsel dönüşüm hukuku ve kat karşılığı inşaat sözleşmeleri bakımından tam bir merkez üssü haline getirmektedir. Eski plazaların, iş hanlarının ve konutların dönüşüm süreçlerinde ortaya çıkan arsa payı uyuşmazlıkları ve kira tahliye davaları, bölgenin hukuki gündemini belirlemektedir. Bu bölgedeki uyuşmazlıklara bakacak yetkili mahkemeler, coğrafi yakınlığı ve yasal yetki sınırları nedeniyle doğrudan İstanbul (Çağlayan) Adliyesi’dir. Çağlayan Adliyesi’ndeki ihtisas mahkemelerinin (Ticaret, İş, Tüketici, Fikri Sınai Haklar mahkemeleri) yoğun iş yükü göz önüne alındığında, usul işlemlerinin hatasız yapılması zamansal kayıpları önlemenin tek yoludur.
Bir uyuşmazlığın adli merciler önüne taşınması veya bir davanın profesyonel olarak takibi, tarafların usulüne uygun olarak düzenlenmiş bir vekaletname ile temsil edilmesiyle başlar. 1512 sayılı Noterlik Kanunu uyarınca, avukata verilecek genel veya özel vekaletnamelerin noter huzurunda düzenlenmesi zorunludur. Yurt dışındaki Türk vatandaşları veya yabancı gerçek/tüzel kişiler ise vekaletname işlemlerini Türk Konsoloslukları vasıtasıyla ya da Apostil şerhi (Lahey Sözleşmesi kapsamında) taşıyan yabancı noter belgelerinin tercüme ve noter tasdiki yaptırılması suretiyle gerçekleştirebilirler.
Davanın Niteliği | Vekaletnamede Aranacak Özel Yetki |
|---|---|
| Boşanma ve Aile Hukuku Davaları | Fotoğraflı olması ve açık boşanma yetkisi |
| Gayrimenkul Alım-Satım ve Devir | Taşınmaz bilgilerini içeren özel yetki |
| Tahkim ve Arabuluculuk Süreçleri | Alternatif çözüm yollarına başvuru yetkisi |
| Şirket Kuruluş ve Genel Kurul | Pay sahipliği haklarını temsil yetkisi |
Vekaletnamenin çıkartılmasının ardından, dava açma süreci UYAP (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi) üzerinden dijital olarak gerçekleştirilir. Dava harç ve gider avanslarının Barokart veya banka entegrasyonları ile yatırılması, dava dilekçesinin e-imza ile imzalanarak sisteme yüklenmesiyle dava hukuken açılmış sayılır ve hak düşürücü süreler durur. Bu aşamadan sonra adli takip, tensip zaptının hazırlanması, dilekçeler teatisi aşamalarının takibi ve duruşma günlerinin yönetimi ile devam eder.
Türk hukuk sisteminde mahkemelerin iş yükünü azaltmak ve uyuşmazlıkları daha ekonomik, hızlı ve gizlilik içinde çözmek amacıyla alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri (ADR) her geçen yıl daha geniş bir uygulama alanı bulmaktadır. Bunların başında gelen arabuluculuk, iş uyuşmazlıklarında, ticari davalarda ve tüketici uyuşmazlıklarında kanunen dava şartı (zorunlu) haline getirilmiştir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu uyarınca, arabuluculuk süreci sonunda imzalanan anlaşma belgesi, taraflarca mahkemeden alınacak "İcra edilebilirlik şerhi" ile ilam (mahkeme kararı) niteliği kazanır ve doğrudan icra takibine konu edilebilir.
Özellikle büyük ölçekli ticari sözleşmelerde sıklıkla tercih edilen bir diğer yöntem ise Tahkimdir (Arbitration). Taraflar, sözleşmelerine koyacakları bir "Tahkim Şartı" ile doğacak uyuşmazlıkların devlet mahkemeleri yerine bağımsız hakemler veya İstanbul Tahkim Merkezi (İSTAC) gibi kurumsal tahkim merkezleri tarafından çözülmesini kararlaştırabilirler. Tahkimin en büyük avantajı, yargılamanın gizli olması (şirket sırlarının korunması), hakemlerin ilgili alanda uzman kişilerden seçilebilmesi ve kararların devlet mahkemelerine kıyasla çok daha kısa sürede (genellikle birkaç ay içinde) kesinleşmesidir.
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişilerin haklarını koruma altına alır. Tüketici hukuku kapsamında en sık karşılaşılan uyuşmazlık konusu "Ayıplı Mal" veya "Ayıplı Hizmet"tir. Malın teslimi anında taraflarca kararlaştırılan örneğe uygun olmaması veya sahip olması gereken objektif özellikleri taşımaması durumunda ayıplı mal söz konusu olur. Bu durumda tüketicinin, TBK ve TKHK kapsamında dört adet seçimlik hakkı bulunmaktadır:
2026 yılı için belirlenen parasal sınırın altındaki uyuşmazlıklarda Tüketici Hakem Heyetlerine başvuru zorunludur. Bu sınırın üzerindeki uyuşmazlıklarda ise Tüketici Mahkemesinde dava açılmadan önce dava şartı arabuluculuk sürecinin tamamlanması gerekir. Bu sınırın üzerindeki uyuşmazlıklar için ise öncelikle dava şartı arabuluculuk sürecine başvurulmalı, uzlaşma sağlanamazsa Tüketici Mahkemelerinde dava açılmalıdır. Tüketicinin korunması felsefesi gereği, tüketici mahkemelerinde açılan davalar harçtan muaftır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK), paraya müteallik alacakların devlet gücüyle tahsil edilmesini düzenler. Elinde bir mahkeme ilamı veya ilam niteliğinde belge (örneğin arabuluculuk anlaşma tutanağı) bulunan alacaklı, "İlamlı İcra Takibi" (m. 24-39) başlatarak borçluya icra emri gönderir. İlamlı takiplere karşı borçlunun takipi durdurma yetkisi bulunmamaktadır; borçlu ancak Yargıtay’dan veya Bölge Adliye Mahkemesi’nden "Tehir-i İcra" (icranın geri bırakılması) kararı getirerek takibi durdurabilir ki bunun için de icra dairesine teminat (genellikle nakit veya banka teminat mektubu) sunması şarttır.
Herhangi bir mahkeme kararına dayanmayan alacaklar için ise "İlamsız İcra Takibi" (m. 58-66) yoluna başvurulur. Borçlu, kendisine tebliğ edilen ödeme emrine karşı 7 gün içinde hiçbir gerekçe göstermeksizin icra dairesine itiraz edebilir. İtiraz ile birlikte icra takibi kendiliğinden durur. Alacaklının takibe devam edebilmesi için, icra mahkemesinde "İtirazın Kaldırılması" (İİK m. 68) veya genel mahkemelerde "İtirazın İptali Davası" açması gerekir. Bu davada borçlunun haksız ve kötüniyetli olarak itiraz ettiği sabit olursa, alacak lehine en az %20 oranında "İcra İnkar Tazminatı"na hükmedilir. Takibin kesinleşmesiyle birlikte borçlunun menkul, gayrimenkul ve üçüncü kişilerdeki alacakları (örneğin banka hesapları) üzerine haciz uygulanarak amme alacağı tahsil edilir.
Dijital çağın getirdiği en kritik hukuk alanlarından biri de 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ve bilişim hukukudur. Şirketlerin ticari faaliyetlerini sürdürürken müşterilerine, çalışanlarına veya iş ortaklarına ait kişisel verileri işlemeleri, sıkı bir idari ve teknik tedbir mekanizmasına bağlıdır. KVKK m. 12 uyarınca veri sorumluları, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini ve erişilmesini önlemekle yükümlüdür. Uyumluluk süreçlerini tamamlamayan, VERBİS (Veri Sorumluları Sicil Bilgi Sistemi) kaydını gerçekleştirmeyen ve aydınlatma/açık rıza metinlerini hukuka uygun kurgulamayan şirketler, Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından çok ciddi idari para cezaları ile cezalandırılmaktadır.
Diğer taraftan, siber alanda işlenen suçlar (TCK m. 243-246); bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme, sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme fiillerini cezalandırır. Şirketlerin dijital varlıklarına yönelik gerçekleştirilen siber saldırılarda veya veri sızıntılarında, hem ceza soruşturmasının başlatılması hem de KVKK uyarınca 72 saat içinde Kurula ve ilgili kişilere "Veri İhlal Bildirimi" yapılması zorunludur. Dijital delillerin sıhhati, adli bilişim ilkelerine göre imaj alınması ve log kayıtlarının zaman damgasıyla saklanması, ceza muhakemesinde bu delillerin geçerli kabul edilmesinin yegane şartıdır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) uyarınca aile hukuku, toplumun temel taşı olan aile kurumunun dağılması süreçlerini sıkı kurallara bağlamıştır. Boşanma davaları; anlaşmalı boşanma (TMK m. 166/3) veya çekişmeli boşanma (TMK m. 166/1-2) olarak ikiye ayrılır. En az 1 yıl sürmüş evliliklerde tarafların mali sonuçlar ve varsa çocukların velayeti konusunda tam bir mutabakata vararak hazırladıkları "Anlaşmalı Boşanma Protokolü" ile tek celsede boşanmaları mümkündür. Tarafların uzlaşamadığı durumlarda ise çekişmeli boşanma davası ikame edilir.
Mal Kategorisi | Hukuki Statüsü ve Tasfiye Kuralı |
|---|---|
| Edinilmiş Mallar (Evlilik İçi) | Evlilik birliği süresince edinilen, %50 ortaklığa tabi varlıklar. |
| Kişisel Mallar (Miras, Bağış vb.) | Paylaşıma tabi olmayan, tamamen kişiye ait kalan mülk. |
| Katılma Alacağı | Edinilmiş malların tasfiyesi sonucu ortaya çıkan alacak hakkı. |
| Değer Artış Payı Alacağı | Bir eşin diğerinin kişisel malının edinilmesine yaptığı maddi katkı. |
Çekişmeli boşanma davalarında tarafların kusur durumunun tespiti; nafaka (tedbir, yoksulluk, iştirak), maddi ve manevi tazminat miktarlarını doğrudan etkiler. Boşanma davasının kesinleşmesinden sonra ise "Mal Rejiminin Tasfiyesi Davası" gündeme gelir. 1 Ocak 2002 tarihinden sonra yasal olarak kabul edilen "Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi" uyarınca, evlilik birliği içinde karşılığı verilerek elde edilen tüm malvarlığı değerleri (tasfiye hesabı yapılarak) taraflar arasında eşit olarak paylaştırılır. Miras yoluyla kalan veya evlilik öncesi edinilen mallar ise "Kişisel Mal" statüsünde olup paylaşıma tabi değildir. Bu davalarda saklı payların korunması, gizli mal kaçırma girişimlerinin tespiti için hesap uzmanı bilirkişilerden rapor alınması usulün ayrılmaz bir parçasıdır.
Hukuk, durağan bir kurallar bütünü değil; toplumsal ve ekonomik gelişmelere paralel olarak sürekli yenilenen canlı bir organizmadır. 2026 yılı dünyasında, yapay zeka entegrasyonları, akıllı sözleşmeler, blokzincir teknolojileri ve küresel ticaret kuralları hukukun uygulama alanlarını yeniden şekillendirmektedir. Bu dinamik süreçte, hak kayıplarının önlenmesi ve ticari itibarların korunması, ancak geçmişin köklü deneyimini geleceğin vizyonuyla birleştirebilen profesyonel bir yaklaşımla mümkündür.
Uyuşmazlıkların çözümünde mahkeme salonlarındaki savunma stratejileri kadar, uyuşmazlık henüz ortaya çıkmadan önce sözleşmelerin doğru kurgulanması, risk analizlerinin yapılması ve proaktif tedbirlerin alınması hayati önem taşır. Adaletin tecellisi ve hakların eksiksiz teslimi için usul kurallarına milimetrik riayet, güncel yüksek yargı kararlarının sürekli takibi ve her somut olaya özgü terzi usulü hukuki çözümler üretilmesi vazgeçilmez bir zorunluluktur.
Mecidiyeköy’de avukat ve hukuk bürosu seçerken nelere dikkat edilmelidir? Bölgedeki uyuşmazlıklar yoğunlukla ticaret, iş ve gayrimenkul hukukundan kaynaklanır. Doğru avukat seçimi için; ekibin kurumsal hafızası, İstanbul (Çağlayan) Adliyesi’ndeki pratik dava takibi tecrübesi, güncel Yargıtay içtihatlarına hakimiyeti ve uyuşmazlık doğmadan önce önleyici hukuk çözümleri sunabilen proaktif yaklaşımı esas alınmalıdır.
Mecidiyeköy ve Şişli bölgesinin adli yetki alanı İstanbul (Çağlayan) Adliyesi’dir. Ticaret, İş, Tüketici, Asliye Hukuk ve Ağır Ceza mahkemelerindeki tüm dava ve soruşturma süreçleri Çağlayan Adliyesi bünyesinde yürütülmektedir.
Evet, 7036 sayılı Kanun uyarınca işe iade, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve fazla mesai gibi işçi-işveren uyuşmazlıklarında dava açmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır. Arabuluculuk aşamasında anlaşma sağlanamazsa dava ikame edilebilir.
Kira sözleşmesinde 5 yıl tamamlandıktan sonra, kiralayan Türk Borçlar Kanunu m. 344 uyarınca Kira Tespit Davası açabilir. Hakim, TÜFE oran sınırına bağlı kalmaksızın, emsal rayiç bedeller ve hakkaniyet ölçütlerine göre yeni kira bedelini tayin eder.
TTK m. 369 uyarınca yönetim kurulu üyeleri özen ve sadakat borcu altındadır. Görevlerini basiretli bir yöneticinin göstereceği özenle yerine getirmeyen ve şirketi zarara uğratan üyeler aleyhine, ortaklar veya alacaklılar tarafından TTK m. 553 kapsamında sorumluluk davası açılabilir.
Boşanma kararının kesinleşmesinin ardından açılacak Mal Rejiminin Tasfiyesi Davası ile evlilik birliği içinde edinilen mallar (edinilmiş mallara katılma rejimi gereği) yarı yarıya paylaştırılır. Kişisel mallar (miras, bağış vb.) bu paylaşıma dahil edilmez.
İlamsız icra takiplerinde, ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği tarihten itibaren 7 gün içinde icra dairesine dilekçe ile itiraz edilmelidir. Süresi içinde yapılmayan itirazlar geçersiz sayılır ve takip kesinleşerek haciz aşamasına geçilir.
Kişisel veri işleyen tüm gerçek ve tüzel kişiler KVKK hükümlerine uymak zorundadır. Cirosu ve çalışan sayısı kanuni sınırların üzerinde kalan şirketlerin ayrıca VERBİS sistemine kayıt olması gerekir; aksi halde yüksek idari para cezaları uygulanır.
Hukuki uyuşmazlıklar, tesadüflere veya zamana bırakılamayacak kadar ciddi mali ve cezai sonuçlar doğurur. Proaktif Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, kurumsal hafızası, ilkeli çalışma disiplini ve her uyuşmazlığın kendine has dinamiklerine özgü çözümler üreten uzman kadrosuyla yanınızdadır. Hak kayıplarının önüne geçmek, risk analizlerinizi doğru kurgulamak ve proaktif bir koruma kalkanı elde etmek için büromuzla iletişime geçerek profesyonel randevu sürecinizi başlatabilir, hukuki güvenliğinizi en üst düzeyde tesis edebilirsiniz.